Özgürlük Anıtı ve Madison Square Garden süprizi
New York’a gelince görmek istediğimiz yerlerin başında Özgürlük Anıtı var. Gemi ile New York’a yaklaşırken uzaktan görmüştük ve çok heyecanlanmıştık. Fotoğraflarda ve filmlerde sayısız kez gördüğümüz bu simgeyi yakından görmek gerçekten heyecan verici.
Sabah erkenden Manhattan’ın güney ucundaki Battery Park’a gidiyoruz. New York Özgürlük Anıtı gezisi için hazırız. Özgürlük Anıtı ve Ellis Adası’na giden feribotlar buradan kalkıyor. Feribota bindiğimizde arkamızda New York’un gökdelenleri yavaş yavaş uzaklaşmaya başlıyor. Denizin üzerinde ilerlerken Manhattan siluetini izlemek başlı başına güzel bir manzara.

Bir süre sonra uzakta Statue of Liberty görünmeye başlıyor. Feribot yaklaştıkça anıtın büyüklüğü daha da etkileyici oluyor. 1886 yılında Fransa tarafından Amerika’ya hediye edilen bu anıt, yıllarca Amerika’ya gelen milyonlarca göçmen için özgürlüğün ve yeni bir hayatın sembolü olmuş. Şimdi de Statue of Liberty ziyareti sırası bizde.

Adaya indiğimizde etrafında yürüyüp anıtı farklı açılardan izliyoruz. Elindeki meşale, başındaki taç ve ayaklarının altındaki kırık zincirler özgürlüğü simgeliyor. Bir tarafta New York’un dev gökdelenleri, diğer tarafta ise Amerika’nın en güçlü sembollerinden biri… Manzara gerçekten etkileyici.
Ellis Adası: Amerika’ya Açılan Kapı
Feribotun bir sonraki durağı Ellis Island. Burası Amerika tarihinin çok önemli yerlerinden biri. 1892 ile 1954 yılları arasında Amerika’ya gelen milyonlarca göçmenin ilk durağı burasıymış.

Bugün adada Ellis Island National Museum of Immigration yani Ellis Island göçmen müzesi bulunuyor. Müzenin içinde dolaşırken eski fotoğrafları, belgeleri ve göçmenlerin hikâyelerini görüyoruz. Avrupa’dan gelen insanlar burada sağlık kontrollerinden geçiyor, kayıt işlemleri yapılıyor ve ardından Amerika’daki yeni hayatlarına başlıyorlarmış.
O büyük salonlarda yürürken bir zamanlar binlerce insanın burada sıra beklediğini hayal etmek insanı gerçekten etkiliyor. Yeni bir ülke, yeni bir hayat ve belki de bilinmeyen bir gelecek…
Manhattan’a Dönüş
Adalardaki gezimizi tamamladıktan sonra feribotla tekrar Manhattan’a dönüyoruz. Dönüş yolunda New York’un silüeti tekrar karşımıza çıkıyor. Güneş yavaş yavaş batmaya başlıyor ve gökdelenlerin camları turuncu ışıklarla parlıyor.
Özgürlük Anıtı ve Ellis Adası sadece turistik bir gezi değil. Aynı zamanda Amerika’nın tarihini ve göç hikâyesini anlamak için çok özel bir yer.
Beklenmedik Bir Konser
Adalardaki gezimizi tamamlayıp Manhattan’a döndüğümüzde gün iyice akşam oluyor. Bizim planımız aslında oldukça basit. Pennsylvania Station’a gidip Long Island’a geçeceğiz.
Ama bazen yolculukların en güzel anları planlanmamış olanlar oluyor.
Penn Station’a geldiğimizde istasyonun hemen yanındaki meşhur müzik salonunun Madison Square Garden önünde büyük bir afiş gördük. Merak edip yaklaşınca o akşam Simon & Garfunkel konseri olduğunu öğrendik. Önce inanamadık uzun zaman önce ayrılmışlardı ve Madison Square Garden konseri nadir yeniden birleşmelerinden birisi. Tabii ki çok heyecanlandık konseri izleyebilir miyiz diye.

Meğer o yıl New York’ta sınırlı sayıda konser veriyorlarmış ve biletler aylar önce tükenmiş.
Tam o sırada kapının önünde biraz telaşlı görünen bir çift dikkatimi çekiyor. Bir şeyleri tartışıyor gibiler. Yanlarına yaklaşınca konsere girmek isterimsiniz deyip ellerindeki iki bileti elimize tutuşturdular. Biz şok… kala kaldık çocuk koşun hadi kapılar kapanacak deyince daldık içeri.


Bir anda kendimizi hiç planlamadığımız bir konserin içinde buluyoruz.
Salon dolu, herkes heyecanlı. Işıklar sönüyor ve sahneye Simon & Garfunkel çıkıyor. O anın büyüsü gerçekten tarif edilecek gibi değil. Yıllardır dinlediğimiz şarkıları canlı dinlemek ve o atmosferin içinde olmak inanılmaz bir duygu.
O akşam, belki de bu ikilinin son konserlerinden birine denk geldiğimizi sonradan öğreniyoruz.
Böyle muhteşem bir konseri izleyebildiğimize mi sevinelim… sayısız tarihi müzik olayına ev sahipliği yapmıştır. Madison Square Garden‘ı gördüğümüze mi.
New York’taki o günümüz, Özgürlük Anıtı ve Ellis Adası gezisiyle başlamıştı. Ama günün sonunda bizi bekleyen en büyük sürpriz bu konser oluyor.
Bazen yolculukların en unutulmaz anları planladıklarımız değil, karşımıza kendiliğinden çıkanlar oluyor.
___________________________________________________________________________________________________________
1-Karavan ile Amerika hazırlıkları
2-Nihayet gemideyiz…
3-Akdeniz’de Cebelitarık boğazına doğru
4-Cebelitarık boğazını geçiyoruz…
5-Atlas okyanusunda seyir
6- Amerika’dayız
7-Philadelphia
8-Baltimore
9-Ontario gölüne doğru
10-Niagara
11- Niagara Şelalesi’nden Kanada’ya
12- Old Fort Niagara
13-Göl Rüzgârından Şehrin Işıklarına: New York Yolundayız
14-New York ve İkiz Kuleler: Bir Zamanın İçine Yolculuk
15-New York’ta Özgürlük Anıtı ve Madison Square Garden süprizi
16-New York’ta Yürüyerek Keşif: Central Park’tan 5. Cadde’ye, The Met’ten SoHo’ya




Yorum bırak