Akabe: Çölün Bittiği, Denizle Nefes Alınan Yer

Vadi Rum’ dan çıkıp yaklaşık 1 saat süren rahat bir yolculuğun ardından Akabe’ye yaklaşıyoruz.

Akabe, Ürdün’ün güneyinde yer alan ve ülkenin Kızıldeniz’e açılan tek kapısı olan liman kenti. Küçük yüzölçümüne rağmen stratejik konumu sayesinde tarih boyunca önemli bir ticaret ve geçiş noktası olmuş. Aynı anda Ürdün, İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’a yakınlığıyla Orta Doğu’nun en ilginç coğrafi noktalarından birinde bulunuyor.

Ürdün’ün Kızıldeniz’deki 27 km lik sahil şeridi İsrail ve Sudi Arabistan arasında uzanıyor.

Bizde Akabe’ye sapan yolu es geçip Sudi Arabistan sınırına doğru gitmeye karar verdik. Ülkeyi göremesek bile sınırı görelim ve sonrada sahil boyunca Akabe’ye doğru döneriz diye planladık.

Ama kumların arsındaki dar yoldan ilerlerken gördüğümüz tabela dışında hiç bir şey göremesek te Kızıl Denizin mavi sularına ulaştık.

Ürdün’ün Kızıldeniz Kıyılarının en güney noktası olan Sudi Arabistan sınırından Akabe’ye doğru uzanan sahil yolu, Ürdün’ün en sakin ama en etkileyici güzergâhlarından biri. Yolun bir tarafında Kızıldeniz, diğer tarafında ise çölün sarı-kızıl tonları uzanıyor. Denizle çölün bu kadar yakın ve uyumlu olduğu başka bir manzara görmek zor.

Zaman zaman yol kenarında küçük plajlar, dalış noktaları ve mütevazı tesisler görünüyor. Burası Akabe’nin daha sakin, daha yerel yüzü.

Sürüş sırasında insanın gözü sık sık ufka kayıyor. Karşı kıyıda Mısır, biraz daha ilerledikçe İsrail (Eilat) silueti seçilebiliyor. Aynı yol üzerinde, birkaç kilometre içinde üç farklı ülkeye bakabilmek, bu sahil şeridini coğrafi olarak da çok özel kılıyor.

Bu sahil yolu, benim için Akabe’ye varmanın en güzel haliydi. Şehre girmeden önce, denizle baş başa kalınan son sessiz geçiş. Ürdün’de yol bazen varılacak yerden daha çok şey anlatıyor; Suudi Arabistan sınırından Akabe’ye uzanan bu kıyı yolu da tam olarak böyle bir yol.

Ürdün’de günlerce çölün kızıl tonları arasında dolaştıktan sonra Akabe’ye varmak, derin bir nefes almak gibi oldu. Vadi Rum’un sessizliğinden sonra Kızıldeniz’in mavisiyle karşılaşmak, yolculuğun ritmini bir anda değiştirdi.

Akabe şehir merkezine girmeden önce kalacağımız otele ulaşıyoruz. Mövmpick otelin Çöle uyumlu mimarisi aynı zamanda bir deniz tatil beldesi olarak düzenlenmesi bizi çok etkiledi. Birkaç gün burada keyifli vakit geçireceğiz.

Otele yerleşip hemen deniz kıyısına iniyoruz. Hava düşündüğümüzden daha serin ve deniz baya soğuk. Ama buraya kadar gelip Kızıldeniz’e girmeden olmaz deyip kendimizi suya atıyoruz. Günlerdir üstümüze yapışmış çöl tozu akıp gidiyor. Ama bu soğuk deniz bizim hayal ettiğimiz şnorkelle dalış yapma hayallerimizi alıp götürüyor. Oysa Kızıldeniz’in Mercan resifleri görülmeye değer. Rengârenk balıkları ve mercanları görmek muhteşem olacaktı. Ama biz bunu deneyimleyemedik. Yıllar önce Elat’ta bu keyfi yapmıştık ve tadı damağımızda kalmıştı.

Güneş batmaya başlayınca otelin terasında oturup içkilerimizi içerken önümüzde muhteşem bir manzara ortaya çıkmaya başladı.

Güneşin kızıla boyadığı Kızıldeniz…karşıda Mısır sahilleri.. inanılmaz bir görüntü oluşturuyor.. Keyifle güneşi batırdıktan sonra yorucu bir günün ardından dinlenme zamanı.

24.02.2020

Güne dinlenmiş olarak başlıyoruz.. Bu gün Akabe’yi gezeceğiz. Kahvaltının ardından yola çıkıyoruz.

Akabe küçük ama canlı bir şehir. Sahil boyunca uzanan yürüyüş yolları, balık restoranları ve günlük hayatın sakin akışı hemen fark ediliyor. Burada hayat yavaş; insanlar acele etmiyor, deniz hep görüş alanında. Şehrin merkezinde dolaşırken hem modern Ürdün’ü hem de eski bir liman kentinin izlerini aynı anda görmek mümkün.

Tarihi açıdan bakıldığında Akabe, yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret ve liman kenti olmuş. Osmanlı döneminden kalma Akabe Kalesi, şehrin geçmişine kısa bir pencere açıyor. Çok büyük ya da görkemli değil ama bulunduğu konum ve taşıdığı hikâye, burayı anlamlı kılıyor.

Eski Akabe’nin dar sokaklarında gezip ufak tefek alışveriş yaptıktan sonra güzel bir yemeği hakkettik.

Eski şehrin içinde bulunan Hashem Son’s lokantasına gitmeyi önceden planlamıştık. Bir iki kişiye sora sora yerini bulduk. İçerden gelen kokular açlığımızı hatırlatıyor.

Akabe’de yerel mutfağı gerçekten hissetmek istediğimizden Hashem Lokantası’nı tercih ettik. Şehir merkezinde, gösterişten uzak ama her daim hareketli bu küçük lokanta burası. Menüde humus, falafel, ful ve çeşitli mezeler öne çıkıyor; porsiyonlar doyurucu, lezzetler ise harika. Burada yemek yemek biraz da Akabe temposuna uyum sağlamak gibi: hızlı, samimi ve abartısız. Turistik restoranların aksine Hashem, yerel halkın da sıkça tercih ettiği, “iyi yemek” tanımını süslemeden sunan bir mekân.

Yemeklerimizi ısmarladığımız sırada lokantanın sahibi masamıza geliyor. Keyifli bir sohbetin ardından bize o da katılıyor ve şehir ve Ürdün yemekleri hakkında detaylı bilgileri alıyoruz.

Akabe’de akşamlar ayrı güzel. Yemekler bambaşka lezzetli.

Günün sonunda, çölün tozu üzerinizden silinmiş, yerini tuzlu bir deniz kokusu almış bir şekilde otelimize dönüyoruz.

Burada geçecek bir günümüz daha var. Sonra İstanbul’a dönme vakti geliyor.

Ürdün’den ayrılırken geride sadece görülecek yerler değil, hissedilecek anlar bıraktım.

Çölde geçen sessiz geceler, kızıl kayalara vuran gün batımları, Kızıldeniz’in tuzlu serinliği ve yolda karşılaştığım insanların içten gülümsemeleri… Bu yolculuk bana, bir ülkeyi gerçekten tanımanın sadece görmekle değil, yavaşlamakla mümkün olduğunu hatırlattı.

Vadi Rum’da zaman başka akıyordu, Petra’da tarih fısıldıyordu, Akabe’de ise deniz her şeyi sakinleştiriyordu. Ürdün; acele etmeyen, bağırmayan ama iz bırakan bir yer. Geriye dönüp baktığımda, bu yolculuğun en güzel anları planlanmış duraklardan çok, yolda kendiliğinden yaşanan anlardı.

——————————————————————————————————————————————————

GEZİ PROGRAMI;

ÜRDÜN – Tarih, Çöl ve Lezzetlerle Dolu Bir Yolculuğun Başlangıcı

1. gün Ürdün Gezimiz başlıyor…
Nebo Dağı – Peygamberlerin İzinde Yükselen Manzaralar

2. gün Ölü Deniz – Dünyanın En Alçak Noktasında Sıra Dışı Bir Deneyim
Vadi Mujib – Ürdün’ün Doğa Harikası Su Kanyonu
Kerak Kalesi – Taş Duvarlarında Saklı Haçlı Hikâyeleri

PETRA – Kayaların Arasına Saklanmış Kızıl Bir Mucize

3. 4.gün Petra’da İki Gün – Siq’ten Hazine’ye Uzanan Unutulmaz Rota

VADİ RUM: Ürdün’ün Ay Vadisi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

5. gün Vadi Rum – Kızıl Bir Sessizliğin İçinde Kaybolmak

6. gün Akabe – Çölün Bittiği, Denizle Nefes Alınan Yer

Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir