Petra

Petra’da İki Gün: Siq’ten Hazine’ye Uzanan Unutulmaz Rota

19.2.2020

Bu gün günlerden Petra… heyecan verici gezimize başlıyoruz

Ürdün gezimizin en merakla beklediğim duraklarından biri Petra’ydı. Fotoğraflarda gördüğümüz, filmlerde karşımıza çıkan o efsanevi kızıl kayalar… Hepsi insanı büyülüyor ama inanın, gerçek hali fotoğraflardan çok daha etkileyici. Petra sadece bir antik kent değil; yürüdükçe değişen renkleri, yüzyıllardır ayakta kalan yapıları ve sessizliğiyle insanı tarihle baş başa bırakan bir dünya.

Sabah erkenden Patra’nın giriş kapısına yürürken, insanın içini tarif edilemez bir heyecan kaplıyor. Dünyanın Yeni 7 Harikasından biri olan bu antik şehir, fotoğraflarda göründüğünden çok daha etkileyici—çünkü Petra sadece gözle değil, yürüdükçe hissederek keşfedilen bir yer.

Giriş kapısındaki kalabalıktan kaçmak için erkenden kapıya gittik. Biletlerimizi önceden internet üzerinden aldığımız için bilet sırasına girmeden doğrudan kapıdan geçebildik.

Siq — Petra’ya Açılan Gizemli Koridor

Petra yolculuğu, dar ve yüksek kayaların arasında ilerleyen Siq adı verilen bir geçitle başlıyor. Yaklaşık 1,2 kilometre süren bu yürüyüşte kayaların üzerindeki renkler, kıvrımlar ve Nabateanların bıraktığı izler bize eşlik ediyor. Burası bir doğa mucizesi gibi… Yüksek kayalıklar gökyüzünü neredeyse gizleyecek kadar kapanıyor.

Siq’in dar geçitlerinde yürürken zamanın içinden geçiyor gibi hissediyor insan.

Petra Siq geçidi

Kayaların rengi güneş açılarına göre değişiyor: sabah pembe, öğlen kızıl, akşam altın tonlarına dönüyor.

Her adımda antik su kanalları, kayaya oyulmuş semboller ve bazen kimsenin fark etmediği küçük detaylarla karşılaşıyorsunuz.

Bir de etrafta gördüğümüz yerli halk.. belki de Nabatean’ların torunları… İnsanı yüz yıllarca geri götürüyor.

Bulunduğumuz anın havasını içimize çeke çeke sessizce yürüyoruz.

Luican’da ortama uyum sağlıyor.

Dar geçitten yürürken birden kayaların arasından tüm zarafeti ile Al Khazneh gözüküyor. Nasıl müthiş bir an.. dünyanın en muhteşem yapılarından biri aradan kendini gösteriyor.

İnsanın nefesi kesiliyor yavaş yavaş ilerlediğimizde işte karşımızda tüm görkemi ile Al-Khazneh

Petra’nın Kalbi: Al-Khazneh (Hazine – Treasury)

Siq’in son kıvrımını dönünce bir anda karşınıza çıkan o görüntü… İşte Petra’nın meşhur kalbi: Al Khazneh – The Treasury (Hazine).
Kayaların arasından süzülen o ilk ışıkla birlikte, herkesin bir an durup büyülenmesi boşuna değil. Yirmi metreye yakın sütunları, işçiliği ve simetrisiyle Petra’nın en görkemli yapısı.

Petra’nın kartpostallara konu olan ikonik simgesi, aslında bir Nabati kralının mezarı. Ancak ihtişamı o kadar etkileyici ki, yıllarca içinde altın ve hazineler saklandığına inanılmış—adı da buradan geliyor.

Al-Khazneh’in Mimarisi: Kaya İçine Saklanan Bir Ustalık Eseri

Al-Khazneh, tamamen tek bir kumtaşı kayaya oyulmuş bir mimari harikası. Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu görkemli cephe, Nabati ustalarının Hellenistik ve Roma mimarisini kendi kültürleriyle harmanlamasıyla ortaya çıkmış.

Önde yükselen Korint başlıklı sütunlar, üstteki üçgen alınlık ve ortadaki silindirik tholos, yapıya klasik bir tapınak görünümü veriyor. Cephede yer alan kartal, Amazon kadınları ve çeşitli mitolojik figürler ise hem koruma hem de ölüm sonrası yaşam inancını simgeliyor.

Tüm bu detaylar, Hazine’nin sadece güzel bir yapı değil; aynı zamanda büyük ihtimalle bir Nabati kralının mezarı olduğunu düşündürür.

Güneş ışığı sabah saatlerinde tam cephenin üzerine düştüğünde, renkler kızıl-turuncu bir şölen sunuyor. Petra’da günün her saati güzel ama Hazine’nin en büyülü saatleri sabah ışığı.

Hazine’nin içi geziliyor mu? Hayır. İçeri giriş yasak. Zaten iç kısmı oldukça küçük ve zamanla aşınmış durumda. Nabati mezar mimarisinde dış cephe çok daha önemli olduğundan asıl görkem, dışarıya yansıtılmış.

Burada biraz oturup hem manzaranın hem de atmosferin keyfini çıkarmak kaçınılmaz.

Ve tabii durdukça fotoğraf çekmek istiyor insan. Hem beynime hem kamerama kaydetmek istiyorum burayı.

Al-Khazneh yarın tekrar geleceğimizi düşünüp Petra gezimize devam ediyoruz.

Petra’nın İçine Doğru Yolculuk

Petra sadece Hazineden ibaret değil. İçeri doğru yürüdükçe dev kayalık mezarlar, amfi tiyatro, kraliyet mezarları ve geniş meydanlar sizi bekliyor. Bir zamanlar Nabateanların yaşadığı şehir öylesine büyük ki, her adımda yeni bir bölüm karşınıza çıkıyor.

Hazine’den sonra nerelere gidilir?

  • Sokak-ülechyan (Fasillerin Sokağı)
  • Kraliyet Mezarları
  • Büyük Tapınak
  • Manastır (Ad-Deir) — uzun bir tırmanış ama Petra’nın en büyüleyici yerlerinden biri

Kayaların arasından yürürken sağı sollu satıcılar rengarenk kilimler, renkli taşlar ve küçük hediyelik eşyaları ile yolu renklendiriyor.

Ve biraz ilerlediğimizde Sokak-ülechyan (Fasillerin Sokağı) karşımızda

Sokak-ülechyan (Fasillerin Sokağı)

Sokak-ülechyan (Fasillerin Sokağı)

Burası Petra’nın en etkileyici geçitlerinden biri. Antik kentin sosyal ve dini yaşamının kalbine açılan önemli bir güzergâh. Bu sokak, vadinin içinden uzanarak i Kral Mezarları, tiyatro ve ana kutsal alanlara bağlayan geniş bir yürüyüş yolu.

“Fasillerin Sokağı” adı, yol boyunca uzanan irili ufaklı kaya oyma mezar ve nişlerdeki kabartmalardan geliyor. Nabataeanlar bu alanı hem geçiş yolu hem de önemli kişilerin anısını yaşatan bir Anıtsal mezarlarlık olarak kullanmış.

Sokak-ü’l Ebyan’dan yürürken çevremizi saran kızıl kumtaşının dalgalı dokusu, mezar cephelerinin anıtsal mimarisi ve yüzyılların izini taşıyan oyuklar, Petra’nın hem yaşam hem ölüm kültürüne dair güçlü bir sahne sunuyor. Bu kısa ama etkileyici güzergâh, Petra’nın ruhunu hissetmek için mutlaka görülmesi gereken bir duraktır.

Kral Mezarlarına Yaklaşırken…

Petra’nın kumtaşı vadilerinde yürürken, bir anda karşınıza dev bir kaya duvarı ve üzerine oyulmuş görkemli cepheler çıkıyor. İşte o an, Nabataean krallarının ve soylularının sonsuz istirahatgâhı olan Kral Mezarları ile yüz yüze geldiğinizi anlıyorsunuz. Uzakta önce küçük bir siluet gibi beliren bu anıtlar, yaklaştıkça göz alıcı bir ihtişama dönüşüyor. Üst üste dizilmiş katlar, dev kapılar, ince işlenmiş sütunlar ve kayaların doğal kızıl tonları… Hepsi birlikte hem kadim bir krallığın izlerini hem de doğanın kendi başına yarattığı bir sanat eserini sunuyor.

Bu noktaya geldiğinizde Petra’da aslında bir şehir değil, tarihin sessizce nefes aldığı dev bir açık hava müzesi dolaştığınızı bir kez daha hissediyorsunuz.

Kraliyet mezarları

Fotografa baktığınızda sağdan sola;

  1. Urn Tomb (Urna Mezarı)
  2. Silk Tomb (İpek Mezarı) – dalgalı renkli kayasıyla ünlü
  3. Corinthian Tomb (Korint Mezarı) – Hazine’ye benzeyen detayları var
  4. Palace Tomb (Saray Mezarı) – en genişi, çok katlı görünüşe sahip

Kraliyet mezarlarına çıkmak için biraz tırmanış gerekiyor. Ama her zorluğa değer, hem mezarların yarattığı his hem de bu yükseklikten Petra’nın müthiş Manzarası çok etkileyici.

Silk Tomb (İpek Mezarı)

Kaya mezarlarından beni en çok etkileyen Silk Tomb (İpek Mezarı) oldu. Mezarın cephesi, kırmızı, mor, sarı ve beyaz tonların doğal olarak birbirine karıştığı dalgalı kaya dokusuyla ipek kumaş gibi görünüyor.

İpek Mezarı Kral Mezarları bölgesinin doğu tarafında yer alıyor. Her ne kadar kime ait olduğu kesin olarak bilinmese de, mezarın gösterişli yapısı burada önemli bir kişinin gömülü olduğunu düşündürüyor.

Dalgalı renkli kayasıyla ünlü Silk Tomb (İpek Mezarı)

İpek mezar

Palace Tomb (Saray Mezarı)

Saray mezar

Palace Tomb (Saray Mezarı), Petra’daki Kral Mezarları grubunun en gösterişli ve en büyük yapılarından biri. Cephesinin genişliği ve çok katlı mimarisi nedeniyle bir sarayı andırdığı için bu isim verilmiş.

Yaklaşık 49 metre genişliğinde olan Saray Mezarı, Petra’da kaya içine oyulmuş en büyük cephelerden biri. Üst bölümde sütunlar, nişler ve dekoratif oyuklarla zenginleştirilmiş görkemli bir tasarımı var. Alt kısmı doğrudan kayaya oyulmuş olsa da, üst kısmın bir bölümü taş bloklar kullanılarak inşa edilmiş; bu da onu diğer mezarlardan ayıran önemli bir özelliği.

Kime ait olduğu kesin olarak bilinmiyor fakat ihtişamı nedeniyle dönemin kraliyet ailesinden bir kişi için yapıldığı düşünülüyor.

Mezar anıtlarının önünde bekleyen ürdün askeri kızıl taşların arasında renkli kıyafetleri ile çok dikkatimizi çekt. Bizimle fotograf çekmeye de hiçi itiraz etmedi.

Kral mezarlarından aşağı indiğimizde karşı çaprazımızda bambaşka bir tarihi yapı bizi bekliyor.

Roma döneminin izleri.

Petra sadece Nabataean mirasıyla değil, Roma döneminin izleriyle de büyüleyen bir antik kent.

Şehir M.S. 106’da Roma İmparatorluğu’na katılınca, Petra’nın bazı bölümleri tamamen Roma tarzında yeniden düzenlenmiş.

Bugün Petra’nın merkezinde yürürken gördüğümüz Sütunlu Cadde, geniş taş yolu ve iki yanındaki sütunlarla Roma şehir planlamasının en belirgin örneği.

İki medeniyet bir arada

Roma Tiyatrosu ise şehrin en etkileyici noktalarından biri. Aslen Nabataean olan bu yapı, Roma döneminde genişletilerek bugünkü boyutuna ulaşmış.

Tiyatro

Kısacası Petra, iki büyük medeniyetin yan yana akıp gittiği eşsiz bir açık hava müzesi. Her köşesinde hem Roma’nın düzenini hem Nabataeanların ruhunu hissetmek mümkün.

Bir de süpriz le karşılaştık. Karşımıza çıkan Roma askerleri…

Petra’nın Siq Geçidinden The Monastery (Manastır) a tırmanışın başladığı Basin‘e kadar olan yolu tamamlamak bütün günümüzü aldı. Keyifle gezdik ama görülecek daha çok yer var. Buradaki Basin kafede oturup dinlendikten sonra Sit alanının kapanış saatini kaçırmamak için hızlı bir dönüşe geçiyoruz.

Yarın bizi daha bir çok güzellik bekliyor.

20.2.2020

Petra’daki ikinci günümüze hazırız.

Petra’nın giriş kapısından geçip büyüleyici Siq geçindinden geçip Al-Khazneh‘e birkez daha hayran olup yolumuza devam ediyoruz. Petra’nın dar geçitleri ve görkemli yapıları geride bırakıp sola dan an yola sptık. Bu tırmanışın ardından bizi Kurban Sunakları bekliyor.

Yukarı çıkış oldukça zorlayıcı.

Ama yukarı çıktıkça arkamızı dönüm baktığımızda Petra’nın ihtişamı karşımızda.

Yukarı çıktıkça yol daralıyor.. büyük bir kanyon boyunca tırmanmaya başlıyoruz. Yol iyice zorlayıcı olmaya başladı.

Veee sonunda tepedeyiz.

Taşın Hafızasında Yankılanan Sessizlik: Petra’da Kurban Sunakları Tepesi

Bu yer Petra’daki “Kurban Sunakları Tepesi” (High Place of Sacrifice) olarak biliniyor.

Fotoğrafta görülen kare şeklinde, kayaya oyulmuş su sarnıcı/ritüel havuzu, bu tepeye gelme nedenlerimizden biri. Nabateiler burada dini törenler ve kurban ritüelleri gerçekleştirmiş.

Kayaya oyulmuş sunaklar, kanallar ve yağmur suyunu biriktiren sarnıçlar, Nabateilerin doğayla kurduğu incelikli ilişkiyi gözler önüne seriyor. Burada kim bilir ne ayinler yapılmış dilekler tutulmuş.

Kayalardan başımızı kaldırdığımızda ise muhteşem bir manzara ile karşılaşıyoruz.

Wadi Fatsa karşımızda duruyor. Sıra sıra dağlar büyüleyici gözüküyor.

Kurban Sunakları Tepes:

  • Petra’nın en yüksek noktalarından birinde yer alıyor
  • Kaya oyma sunaklar, kanallar ve sarnıçlar görmeye değer
  • Manzarası Wadi Farasa ve çevre vadilere bakıyor

Tepede durdukça durmak istiyor insan. Ama dönme vakti. Buradan Manastır’a gitmeyi planlıyoruz. Bunun için daha kısa olan yol geri dönüp Petra’nın içinden Manaster a çıkış noktasın olan Basin‘e gitmek.

Bir diğer yol ise Kurban Sunakları Tepesi’nden Wadi Farasa’ya inip Tepenin arka taraftaki patikadan aşağı iniş Bu yol biraz daha uzun ve zorlu. Roni dönmeyi tercih etti biz Luican’la arka yoldan yürümeye karar verdik.

Kurban Sunakları Tepesi → The Monastery Rotası

Kurban Sunakları Tepesi’nden Wadi Farasa’ya iniş
  • İniş biraz dik ama manzaralı.
  • Bu iniş bizi Wadi Farasa (Garden Temple bölgesi)’ne götürüyor
  • Yol boyunca:
    • Aslanlı Triclinium
    • Bahçe Tapınağı
    • Kaya mezarları görülüyor
  • Yol yaklaşık 60 dakika dense de çok daha uzun sürüyor.

Roni den ayrılıp yürüyüşe başlıyoruz. Karşımızda muhteşem manzara

Yürüdükçe manzara değişiyor.

Petra’nın kalabalığı arkamızda kaldı. Sesizlik içinde taştan taşa atlayarak ilerliyoruz.

İnişin ilk duraklarından biri, kayaya oyulmuş Aslanlı Triclinium. Silikleşmiş aslan kabartmaları ve geniş nişiyle burası, bir zamanlar ritüel yemeklere ev sahipliği yapmış kutsal bir alan.

Birkaç adım sonra vadi genişliyor ve Garden Triclinium karşımıza çıkıyor; üç sütunlu cephesi ve önündeki düz platform, Nabateilerin törensel dünyasını hayal etmeyi kolaylaştırıyor.

Yolda ilerledikçe manzara değişiyor.

Etraf sesiz ve kimse yok.. müthiş bir duygu.. insan hangi çağda yaşadığını unutuyor.. Yürümeye devam ediyoruz.

Ve işte karşımızda vadinin üst terasında yükselen Roman Asker Mezarı, Petra’da Roma etkisinin en net hissedildiği noktalardan biri. Sütunlu cephesi ve nişlerdeki figürler, bu geçiş coğrafyasının kültürel katmanlarını açıkça gösteriyor.

Yol yavaş yavaş genişlediğinde, kayalardaki su kanalları ve düzleşen zemin Basin’e yaklaştığınızı haber veriyor. Burası Petra’nın kalbi; yolların birleştiği, kısa bir soluklanmanın ardından The Monastery’ye uzanan uzun tırmanışın başladığı yer. Tepeden başlayan yolculuk, Basin’de hem bir mola hem de yeni bir meydan okuma vaadiyle son buluyor.

Epey uzun süren yorucu bir yürüyüşün ardından Roni ile buluşuyoruz. Bizi merak etmiş.. Bizde bu uzun zorlu yürüyüşün ardından Manaster’a nasıl çıkacağız diye düşünüyoruz. Ad-Deir (The Monastery) çıkışı, Petra’daki en uzun ama en etkileyici yürüyüşlerden biri. Yaklaşık 850 basamak ve ortalama 2 saat sürüyor.

Ama Roni’nin bize sürprizi var. Buraya eşek ve develerle çıkmak mümkün. Bir miktar ödeme yapınca sizi yukarı çıkartıyorlar. Roni’de eşekleri ayarlamış. Biraz soluklandıktan sonra bindik eşeklerin sırtına tırmanmaya başladık.

O taşların üzerinde sağa sola sallanarak kolayca çıkıyor eşekler. Kayaların arasındaki dar patikadan eşek sırtında geçiş başlı başına bir macera oldu. Sonunda zirveye yakın bir noktada indik. Yolun geri kalanını yürümek zorundayız.

Kızıl kayaların arasından yürürken sağlı sollu satıcılar dizilmiş. Rengarenk kilimler ve eşarplar kayalar ile çok güzel bir tezat oluşturuyor. Acelemiz olmasa burada durup hepsine tek tek bakardım.

Bir viraşı dönüp son tırmanışı da tamaladığımızda işte Manastır karşımızda.

The Monastery (Ad-Deir)– Petra’nın Sessiz Devliği

Petra’nın en etkileyici noktalarından biri de The Monastery (Manastır).
Buraya ulaşmak için yaklaşık 800 basamaklık bir çıkış var ama yol boyunca küçük kafeler, eşekli rehberler ve kızıl kayaların sunduğu muhteşem manzaralar eşlik ediyor.

Tepedeki manastır, Hazineden daha sade ama daha büyük. Etrafındaki sessizlik ve genişlik ve muhteşem manzara burayı Petra’da en huzurlu noktalardan biri yapıyor.

Buraya güneş batışı zamanı gelmek en güzeli. Güneş ufka indikçe kızıllaşan ışık ile burası daha da ihtişamlı gözükyor. Manastır ın tam karşısında küçük bir tepe yi görünce hemen tırmanışa geçtik. Burada küçük bir oturma alanı bile var. Ve tabii muhteşem manzara..

Manastır buradan çok daha etkileyici gözüküyor. Ve hemen arkamızda dağlar sıra sıra dizilmiş.

Burada huzur .. manzar.. sesizlik.. tarih .. hepsi bir arda. Buradan ayrılmak istemiyor insan. Ama güneş iyice batmadan inilecek 800 basamak ve yürünecek uzun bir yol var. Dönüşe geçme vakti.

Batmaya başlayan güneşle kırmızıya boyanan taşların artasından … manzarayı içimize çeke çeke aşağıya iniş yolu başlıyor.

Bu akşam Petra’ya sihirli bir veda yapacağız. Al Khazneh – The Treasury (Hazine) önünde yüzlerce mum ile aydınlatılmış bir gösteri izleyeceğiz.

Gösteri başalngıcına kadar geze geze Al Khazneh‘e geliyoruz. Ve kumların üzerine oturuyoruz.

Hava iyice karardığında mumlar yakılıyor.

Etraf kalabalık olmasına rağmen kimseden ses çıkmıyor. Ortamın büyüsüne kapılmış bekliyoruz.. Ve birden Al Khazneh aydınlatılıyor. Hafif bir müzik eşliğinde Al Khazneh‘ın muhteşem silueti karşımızda

Zaman zaman değişen renklerle Al Khazneh bambaşka bir görüntü oluşturuyor. Müzik ve anlatı ile süslenmiş şov çok etkileyici.

Bu büyülü ortamı iyi ki kaçırmamışız. Sesizlik içinde gösteriyi sonuna kadar izledikten sonra hala ortamın büyüsünden çıkamamışken Petra bizi bırakmıyor. Bu sefer çıkış yolunda kayaların arasına serpiştirilmiş mumların arasından yürüyoruz.

Ve sonunda kapıya ulaşıp gerçek hayata geçiş yapıyoruz.

——————————————————————————————————————————————————

GEZİ PROGRAMI;

ÜRDÜN – Tarih, Çöl ve Lezzetlerle Dolu Bir Yolculuğun Başlangıcı

1. gün Ürdün Gezimiz başlıyor…
Nebo Dağı – Peygamberlerin İzinde Yükselen Manzaralar

2. gün Ölü Deniz – Dünyanın En Alçak Noktasında Sıra Dışı Bir Deneyim
Vadi Mujib – Ürdün’ün Doğa Harikası Su Kanyonu
Kerak Kalesi – Taş Duvarlarında Saklı Haçlı Hikâyeleri

PETRA – Kayaların Arasına Saklanmış Kızıl Bir Mucize

3. 4.gün Petra’da İki Gün – Siq’ten Hazine’ye Uzanan Unutulmaz Rota

VADİ RUM: Ürdün’ün Ay Vadisi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

5. gün Vadi Rum – Kızıl Bir Sessizliğin İçinde Kaybolmak

6. gün Akabe – Çölün Bittiği, Denizle Nefes Alınan Yer

Yorum bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir