Taşların, Rüzgârın ve Sessizliğin Büyüsü
<Fianarantsoa’dan Ranohira’ya…
<Anja Community Reserve: Lemurların Arasında, Doğanın Kalbinde

27.11.2024
Bu günde güneşle birlikte uyanıyoruz. Madagaskar’da gördüğümüz en etkileyici yerlerden biri Isalo National Park gezisi için hazırız.
Isalo National Park, Madagaskar’ın güneybatısında, Fianarantsoa ve Tulear arasında yer alıyor.
1962 yılında ulusal park statüsü almış ve yaklaşık 815 km²’lik bir alanı kapsıyor.
Park, “Madagaskar’ın Grand Canyon’u” olarak da anılıyor çünkü içerisinde derin vadiler, kanyonlar, doğal havuzlar ve sıra dışı kaya oluşumları bulunuyor. Aynı zamanda ring-tailed lemur (maki), sifaka ve kertenkele gibi birçok endemik türe ev sahipliği yapıyor.
Otelden araba ile yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuktan sonra parkın girişindeki kontrol noktasında durup giriş biletlerimizi alıp rehberimizle buluştuk.

Buradan sonrasını yürümek yerine rehberimizin önerisi ile yürüyüşe başlayacağımız yere kadar araba ile gitmeye karar verdik. Ama yol o kadar kötü ki.. içimiz dışımıza çıktı. Kısa süre sonra işte yürüyüşe başlıyoruz.
Parkın içinde birkaç yürüyüş rotası var biz rotamızı Namaza Gorge olarak belirledik.

Daha girişte, uçsuz bucaksız kayalıklar ve altın rengi vadilerle karşılaşınca kendimizi sanki başka bir gezegene adım atmış gibi hissettik. Rüzgârın şekillendirdiği devasa taşlar, güneşin açısına göre renk değiştiriyor; sabahları yumuşak bej tonları, öğleden sonra ise kızıl ve turuncuya dönüyordu.
Namaza Gorge yürüyüşü

Parkta yürüyüşe önce tırmanarak başladık.
Kayaların arasında yürürken sıcak hava çok zorlamaya başladığı anda inişe geçtik ve muhteşem bir kanyona girdik.
Hava sıcaklığı aniden düştü ve hafif bir rüzgâr eşliğinde kanyonun içinden akan suyun kenarından kayaların üzerinden atlıya atlıya kanyonun derinliklerine doğru gitmeye başladık.
Yüksek kayaların arasına sıkışmış kanyonda yürüyüş ne kadar zorlayıcı olsa da muhteşem doğanın içinde olmak her şeyi unutturuyor.

Bizim süs bitkisi diye bildiğimiz bir çok bitki burada doğal ortamında yaşıyor. Küçük şelaleler ve taşların arasından akan sular ile burası cennet gibi.

Yolda ilerledikçe lemurları göremeyecek miyiz diye endişelenmeye başladık.
Ama biraz ilerlediğimizde makiler (ring-tailed lemurlar) birden karşımıza çıkınca heyecandan zıplamaya başladım. Sürü halinde etrafımızı sardılar. Kayalardan ağaçlara zıplayıp duruyorlar. Onları doğal ortamlarında izlemek, insanın içini tarifsiz bir sevinçle dolduruyor.


Annesinin sırtında gezen maki öylesine tatlı ki hangisine bakacağımızı şaşırdık.

Makileri uzaklaşınca etrafı bir sessizlik sarıyor. Parkın tozlu patikalarında yürürken kuş sesleri ve rüzgârın hışırtısı bize eşlik ediyor. Etrafımızı saran devasa kaya oluşumları, adeta yüzyılların tanığı gibi.
Birden rehberimiz yavaşça durdu ve sessiz olmamızı işaret etti. Gözleri yukarıyı gösteriyor… yeşil yaprakların arasından bembeyaz bir gölge hareket etti.
İşte orada bir dalın üzerinde, zarif ama dikkatli bir duruşla oturuyor. Süt beyaz kürkü, siyah yüz maskesi ve uzun kuyruğu ile güneşin ışığında parlıyor. Bir süre göz göze kaldık. Sanki bizi izliyor, “kimsiniz siz?” der gibi merakla bakıyor. Sonra, bir anda gövdesini yukarı kaldırdı ve yan yan sıçrayarak başka bir dala geçti. Efsanelerde anlatılan “dans eden sifaka” karşımızda.


Verreaux’un sifakaları, Madagaskar’a özgü lemur türlerinden biri. Ağaçlar arasında 10 metreye kadar sıçrayabiliyorlar ve yere indiklerinde dik duruşlarıyla ritmik bir dans sergiliyorlar. Onları izlerken zaman duruyor; doğanın ne kadar zarif ve özgün olduğunu bir kez daha hatırlıyorsunuz.
Ne yazık ki bu muhteşem canlılar, yaşam alanı kaybı ve avcılık yüzünden tehlike altında. Isalo Ulusal Parkı, bu tür için bir sığınak niteliğinde. Onları doğal ortamlarında görmek, yalnızca bir gezi deneyimi değil, aynı zamanda doğayı korumanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatan bir ders gibi.
Güneş yükselmeye başladı ve 2 saatlik zorlu yürüyüş artık yorucu olamaya başladı. Ter içinde yorgun halimiz gören rehberimiz ” Az kaldı , biraz sonra su cennetine gideceğiz,” dediğinde neyle karşılaşacağımızı tam anlamasak ta sevindik.
Yol boyunca dik kayalıklar, kaktüsler, palmiye kümeleri arsında yürürken dar bir geçitten geçince işte o muhteşem doğal havuz karşımızda.
İlk karşımıza çıkan havuz Piscine Bleue, yani Mavi Havuz.
Suyun rengi adını tam anlamıyla hak ediyor.. güneş vurduğunda havuz turkuazdan zümrüt yeşiline dönüyor, kenarındaki yosunlar sanki suyun içinde dans ediyor. Küçük bir şelale yukarıdan sessizce akıyor, suyun yüzeyinde sürekli yeni halkalar oluşuyor.

Hemen kendimizi suya atmak istesek de rehberimiz bekleyin yukarıda bir havuz daha var onu da görün deyince kayalara tırmanmaya başladık. Patika biraz daha gölgeli ve dar bir vadiye dönüştü.
Ve orada, Piscine Noire karşımıza çıktı: koyu, gizemli, neredeyse sihirli bir sessizliğe sahip bir havuz.
Güneş ışığı buraya tam ulaşmıyor; bu yüzden suyun rengi koyu lacivertten siyaha dönüyor. Fakat içine baktığınızda, yüzeyin altındaki derin berraklığı fark ediyorsunuz… su saf, soğuk ve davetkâr.

Ama bizim aklımız Mavi havuzda kaldı geri dönmeye karar verdik. Kendimizi serin sulara attığımızda serinlik tüm yorgunluğu aldı.
O an, Isalo’nun sıcağında küçük bir cennet bulmuş gibiydik. Havuzun çevresindeki kayalar yosunla kaplı, ve üzerlerinden sarkan sarmaşıklar suya dokunur gibi. Burada yüzmek, doğanın kalbinde tamamen yalnız kalmak …
Sessizliğin sesiyle yankılanan bir huzur.

Kendimizi serin sularını atıp uzun uzun suyun keyfini çıkardıktan sonra tamamen yenilendik sanki güne yeni başlıyoruz…
Ama artık dönüşe geçme vakti… önümüzde 2 saatlik daha yürüyüş var…
Öğle saati çoktan geçti artık acıktık ve yürüyüşün sonuna doğru, parkın içindeki küçük bir alanda piknik tarzı hazırlanan yemeklerin kokusu iştah açıcı.
Burada basit ama taptaze yerel yemekler hazırlıyorlar. Ortam çok keyifli gözükse de burada oturup soğuk bir şeyler içip yemeği otelde yemeyi terci ettik. Zaten burada yemek yemek için önceden rezervasyon yapmak gerekiyormuş.
Küçük molanın ardından arabamıza ulaştık. Çıkışta bize taşlardan kendi yaptığı lemur biblosunu satan çocuktan bu günün hatırasını da almayı ihmal etmedik ve otelimize doğru yola çıktık..
Günün kalanını otelde geçirmek istiyoruz yarın uzun bir yol bizi bekliyor.

Otele gelip güzel bir yemeğin ardından biraz havuz keyfi yaptık. Günlerdir koşturuyoruz. Araba yolculukları dağ tepe yürüyüşler derken yorulmuşuz bu ara iyi geldi.
Ama bir süre sonra dayanamayıp Otelin büyük bahçesinde gezintiye çıktık.
Madagaskar’ın her köşesi bir doğa mucizesiyle dolu…
Bahçede gezerken, ağır adımlarla ilerleyen iki dev kaplumbağa karşımıza çıktı.

Madagaskar’ın Işıklı Kabuklu Bilgeleri: Radyatör Kaplumbağalarıyla Tanışma

Bu kocaman kaplumbağalar radyatör kaplumbağası .. ya da Madagaskar dilindeki adlarıyla Sosy kabibikibo
Kabuklarındaki altın sarısı çizgiler güneş ışığında parlıyor, sanki üzerlerinde küçük birer güneş taşıyorlar.
Yanlarına gittiğimde yavaşladılar; sanki dünyanın geri kalanı bir anlığına sessizliğe büründü.
Bu güzel kaplumbağalar, yalnızca Madagaskar’ın güneyinde, özellikle Ifaty ve Toliara çevresindeki dikenli ormanlarda yaşıyor.
Kabuklarının üzerindeki yıldız desenleri onları diğer tüm türlerden ayırıyor.
Her biri doğanın elinden çıkmış benzersiz bir sanat eseri gibi…
Ne yazık ki bu zarif canlılar artık kritik tehlike altında.
Yaşam alanlarının azalması ve kaçak ticaret, onların varlığını tehdit ediyor.
Ama Madagaskar halkının büyük bir kısmı için bu kaplumbağalar kutsal — öldürülmeleri tabu kabul ediliyor.
Bu gelenek, onları koruyan en güçlü inançlardan biri olmuş.
Bahçe çiçekler le dolu… en güzelleri ise sarı ve pembe renkleri ile Frangipani ler..
Frangipani’nin yumuşak kokusu etrafa yayılmış. Bu çiçek Madagaskar’da “özgürlük ve yeniden doğuş” simgesi olarak kabul ediliyor. O nedenle düğünlerdin vazgeçilmez çiçeği.



Madagaskar’a geldiğimizden beri sokaklar, pazar tezgâhları ve hatta köy yolları kırmızı bir renge bürünmüş.
Çünkü liçi (lychee) mevsimi başlamış.
Küçük salkımlar halinde dallardan sarkan bu kırmızı kabuklu meyveler, tropik dünyanın gizli tatlarından biri.
İlk kez elime aldığımda kabuğunun pütürlü dokusu ve sıcak rengi dikkatimi çekti.
Kabuğunu hafifçe kırdığımda içinden çıkan beyaz, şeffaf meyve tanesi parladı; sanki tropik güneşin özünü saklıyordu. Tadı, üzümle gül arasında, hem tanıdık hem de bambaşka…
Tatlı ama hafif ekşi bir dokunuşu var; tam Madagaskar’ın ruhu gibi — doğal, saf ve dengeli.
Yol boyu yediğimiz bu güzel meyvenin ağcını görünce çok sevindim. İşte Liçi ağacı karşımda


Bahçede gezimizde bildiğimiz bilmediğimiz bir çok çiçek ve ağaç karşımıza çıktı.
Güneş batışını seyretmek üzere yakın bir bölgece bulunan Isalo Penceresi (La Fenêtre de l’Isalo)’ ya gitmeyi planlamıştık.
Ama şoförümüz bizi arayıp arabanın bozulduğunu ve tamir ettirmeye çalıştığını dolayısı ile Isalo Penceresi‘ne gidemeyeceğimizi söylediğinde çok bozulduk. Çünkü Madagaskar’ın en etkileyici, gün batımının burada olduğunu öğrenmiştik. Neyse yarın araba tamir olsun ve yola çıkabilelim diye umudumuzu yitirmemeye çalışarak günü bitirdik.
——————————————————————————————————————————————————
GEZİ PROGRAMI;
21.11.2024 Madagaskar’ı keşfetmeye hazırız
22.11.2024 Antananarivo yada Tana
22.11.2024 Antananarivo-Andasibe yolunda
22.11.2024 Andasibe-Mantadia Ulusal Parkı
23.11.2024 Andasibe-Antsirabe yolunda
24.11.2024 Antsirabe
24.11.2024 Antsirabe’den Ranofarma’ya
25.11.2024 Ranomafana Ulusal Parkı
25.11.2024 Fianarantsoa : Madagaskar’ın Gizli Cenneti
26.11.2024 Fianarantsoa’dan Ranohira’ya…
26.11.2024 Anja Community Reserve: Lemurların Arasında, Doğanın Kalbinde
27.11.2024 Isalo National Park
28.11.2024 Isalo’dan Ifaty’ye
28.11.2024 Ifaty
28.11.2024 Ifaty’den çıkıp macera dolu bir yolculuğa başlıyoruz
29.11.2024 Ankasy Lodge




Yorum bırak